21 Aralık 2009 Pazartesi

Karşılıksız Çeke Af Geldi

20.12.2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sy Yeni Çek Kanunu ile; 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile 4814 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun yürürlükten kaldırılarak çeklerle ilgili yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Yapılan düzenlemelerden en önemlisi, Geçici 2.Madde ile getirilen Kısmi Af niteliğindeki düzenlemedir. Düzenleme ile; 01.11.2009 tarihine kadar Karşılıksız Çek Keşide Etme suçunu işleyenlerin, alacaklı ile anlaşmaları veya Çek bedelinin karşılıksız kalan kısmını ödeme yapmayı taahhüt etmeleri halinde, cezalarının taahhüt süresince askıya alınması ve sonrasında cezalarının kaldırılması düzenlenmiştir.

Kişilerin bu af düzenlemesinden yararlanabilmesi için 01.04.2010 tarihine kadar Cumhuriyet Savcılığı’na veya Mahkemeye başvurarak çek bedelini iki yıl içinde ödemeyi taahhüt ederek birinci yılda borcun en az 1/3’ünü kapatmaları gerekmektedir. Getirilen bu düzenleme ile; 01.11.2009 tarihi itibari ile haklarında soruşturma başlatılan veya yargılaması süren veya mahkum olmuş borçlular taahhüt vermek sureti ile haklarında devam eden süreci uzatma şansına sahip olacaklardır. Sanığın verdiği taahhüdü ihlal etmesi halinde ise, işlemler kaldığı yerden devam edecektir.

Durumu bir örnekle anlatmak gerekirse, 18.ooo TL’lik Karşılıksız Çek Keşide eden bir borçlu hakkında soruşturma veya kovuşturma devam ederken, borçlunun bir yıl sonra 6.000 TL’sını ikinci yılın sonunda da kalan 12.000 TL’sını ödemeyi taahhüt etmesi halinde hakkında devam eden prosedür, ilk bir yıl hiçbir şey ödememesine rağmen iki yıl süre ile ertelenecektir. Hatta bu borçlunun daha önceden mahkum edildiği para cezasını ödememesi sebebi ile hapis cezasına çevrilen cezasını çekmekte iken bu yola başvurarak hapis cezasını iki yıl süre ile erteletmesi dahi mümkün olacaktır.

Yasama organının küresel ekonomik krizin mağdurlarını rahatlatmak amacı ile getirmiş olduğu af niteliğindeki bu düzenleme ile hukuk güvenliği ve dolayısı ile hukuk devleti ilkesi tamamı ile ihlal edilmiştir. Bir taraftan çek borçluları için fiilen koşulsuz bir erteleme hakkı tanınmış iken, diğer taraftan yasaların ceza mevzuatı ile koruduğu çeke güvenerek mal verip parasını alamayan kişiler ölçüsüz bir şekilde mağdur edilerek krizin bu konudaki mağdurları göz ardı edilmiştir. Ayrıca son dönemde getirilen değişiklikler ile alacaklıların elinden tahsil için kullanabilecekleri tüm zorlayıcı tedbirler neredeyse alınmış olup, bu durum tahsilat için hukuk dışı yollara başvurma sayısında önemli ölçüde bir artışa yol açacaktır.

Kanaatimce yasa koyucu tarafından krizin tüm yurda olan etkileri göz önüne alınarak en azından borcun yarısının peşin olarak ödenmesi şartı getirilmeli ve borcun en fazla bir yıl içinde kapatılması gerektiği düzenlenmeli idi. Böylece krizin etkileri karşılıklı olarak yüklenmiş olunabilirdi.

Bununla birlikte yeni yasa ile karşılıksız çekler için cezanın kaldırıldığı düşünülmemelidir. 01.11.2009 tarihinden sonra bu suçu işleyenler veya haklarında soruşturma başlatılanlar 1500 güne kadar adli para cezasına çarptırılacaklardır. Ancak verilecek ceza çek bedelinden daha düşük olmayacaktır.


Türk Ceza Kanununa göre; bir günlük adli para cezasının karşılığı 20 TL ile 100 TL arasında hakim tarafından tayin edilmektedir. Fakat mahkemeler tarafından büyük bir ihtimalle yine Çek Bedeli kadar ceza verilmeye devam edilecektir. Ancak önceden 80.000 TL olan üst sınır bu düzenleme ile hakim tarafından 150.000 TL’sına kadar arttırılabilinecektir (Tabi 01.11.2009 ile 20.12.2009 tarihleri arasında üst sınır yine 80.000 TL olarak uygulanmaya devam edecektir)

Yine yeni düzenlemeler ile;

  • Yeni Kanunun 3.maddesinin son fıkrası ile Çekin ödeme vasıtası olan niteliği değiştirilerek bir kredi aracı haline getirilmesi sağlanmıştır. Türk Ticaret Kanununa göre geçerli olan “Çekte Vade Olmaz, Çek Görüldüğünde Ödenir” prensibi terk edilmiştir. İleri tarihli çeklerin düzenlenmesi yasal kılınarak, üzerindeki düzenleme tarihinden önce bankaya ibraz edilen çeklerin karşılıksız çıkması halinde, bu çeklerle ilgili olarak hukuki takibe girişilemeyeceği ancak düzenleme tarihinden sonra çekin bankaya ibraz edilerek karşılıksız bırakılma işleminin gerçekleştirilmesi ile hukuki takibe başlanacağı düzenlenmiştir
  • Yine aynı şekilde Karşılıksız Çek Suçunun oluşabilmesi için de çekin üzerindeki keşide tarihi(uygulamada Vade Tarihi) göz önüne alınarak hesap edilecek ibraz süresi içerisinde bankaya ibraz edilmesi gerekmektedir. Yani, çek görüldüğünde ödenir kuralı gereği üzerinde yazan tarihten önce bankaya ibraz edilen çek sebebi ile Karşılıksız Çek Keşide etme suçu oluşmayacaktır.

  • Bankalara çek hesabı açarken en yüksek özen derecesinde araştırma yükümlülüğü getirilmiş ve tacir olmayan bir kimseye ticari çek hesabı açan veya çek yasaklısına çek veren banka görevlileri hakkında hapis cezası verilmesi düzenlenmiştir. Ayrıca; Karşılıksız çıkan her bir çek yaprağı için bankanın sorumlu olduğu miktar 600 TL’sına çıkartılmıştır. Bu düzenleme ile karşılıksız çıkan her bir çek yaprağı için bankadan 600 TL’sını tahsil etmek mümkün olacaktır.

  • Karşılıksız kalan çek bedelini, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödeyen kişi hakkında; yapılan işlemler düşürülecektir



15 Aralık 2009 Salı

Part Time Hekimler de Kota Hesabında Dikkate Alınacak


Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yayımlanan Zeyilname 2'nin daha uygulaması yeni başlamışken Kurum tarafından sözleşmenin Sağlık Hizmet Sunucularının bir gün içerisinde bakabileceği hasta sayısını düzenleyen 3.2.maddesinin yeniden değiştirildiği Kurum tarafından ilan edilmiştir.

Zeyilname 2 yayımlanmadan önce; SGK ile anlaşmalı bir sağlık kurumunun SGK'ya fatura edebileceği muayene sayısı, ilgili branştaki tam zamanlı uzman hekim sayısının 50 ile çarpımı sonucu bulunacak sayı iken, Zeyilname 2 ile bu durum değiştirilmiş ve günlük muayene sınırı Sağlık Kurumunda çalışan tam zamanlı hekim sayısının 50 ile çarpımı sonucunda bulunacak sayı olarak düzenlenmiştir. Kısmi zamanlı çalışan hekimler ise bu kota hesabına dahil edilmemişlerdi

Aslında her iki düzenleme arasında ilk bakışta bir fark yok gibi görünmesine rağmen, Zeyilname 2 ile "ilgili branşataki" ifadesinin silinmesi sonucunda sağlık kurumunda çalışan tüm tam zamanlı uzman hekimlerin sayısı kotaya dahil edilmiştir. Bunun sonucunda; örneğin 15 tam zamanlı uzman hekim çalıştıran bir tıp merkezinin günlük muayene sınırı 15x50=750 olacaktır. 750 sayısı ise merkez tarafından istenilen branşlara bölünerek kota kullanılabilenecektir. Örneğin Dahiliye branışında 80 hasta muayene edilebilirken, Göz branşında 20 hasta gibi bir düzenleme yapma imkanı tanınmıştır.

14 Aralık tarihinde yayımlanan yeni değişiklik ile Kota hesabına Kısmi Zamanlı Çalışan Hekimlerin de Dahil Edilmesi Düzenlenmiştir. Değişiklik ile; daha önce tam zamanlı hekim sayısının 50 ile çarpılması sonucunda bulunan kota hesabına kısmi zamanlı çalışan hekim sayısının 25 ile çarpılması sonucu bulunacak ilave kotanın da eklenmesi mümkün olacaktır. Bu sayede bir merkezin SGK'ya fatura edebileceği günlük muayene sayısı Sağlık Kurumları lehine arttırılmıştır.

İmzalanan Sözleşmeye göre; Sağlık Kurumlarının kota artışından faydalanabilmesi için ek bir zeyilname imzalamasına da gerek yoktur. 15 Aralık 2009 tarihinden itibaren yeni kota uygulaması tüm Sağlık Hizmeti Sunucuları için yürürlüğe girmiştir.

Av. Eren Evren

Ege Sağlık Kuruluşları Derneği
Hukuk Danışmanı

1 Aralık 2009 Salı

Sağlık Kuruluşu İçin Belediyeden Ruhsat Alınması Gerekmez

Sağlık Bakanlığınca açılmasına izin verilen Özel Sağlık Kurum ve Kuruluşu işyerlerinin de Belediyelere veya Özel İdareye bildirilmesi ve Çalışma Ruhsatı almasının gerekli olup olmadığı tartışmalı konuların başında gelmektedir.

Esasen 3572 Sy. İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmündeki Kararnamenin 3.maddesine göre; Belediye Hudutları içinde kalan işyerleri ve işletmeler için işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilmesine Belediyeler yetkili kılınmıştır. Öte yandan İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin ilgili maddelerince de işyeri veya işletme açmak isteyenlerin Belediyelerden Çalışma Ruhsatlarını almaları gerekecektir.


Sağlık Bakanlığı tarafından 1219 ve 3359 sayılı Kanunlar ile 181 sayılı KHK' ye dayanılarak Ayaktan Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik çıkarılmıştır. 9.3.2000 tarih ve 23988 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren bu Yönetmeliğin 1. maddesinde; "Bu Yönetmeliğin amacı; fertlerin ve toplumun sağlığını korumak maksadıyla, ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşlarının açılmasına, çalışmasına ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek" olarak gösterilmiştir. Yönetmeliğin 10. ve devamı maddelerinde başvuru ve izin işlemlerinin ne şekilde olacağı düzenlenmiştir. Buna göre, hekim muayenehaneleri de dahil olmak üzere, bütün ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşlarının açılabilmesi için, İl Sağlık Müdürlüğüne yönetmelikte belirtilen evrak ile başvuru yapılması ve müdürlüğün bu başvuruyu kabulü gereklidir. Başvuru kabul edilmeden önce İl Sağlık Müdürlüğü tarafından oluşturulan bir ekip ile yerinde denetim de yapılmaktadır. Açıklandığı üzere yasa ve bağlı düzenlemelerle özel sağlık kuruluşlarının açılış ve işleyişine ilişkin özel hükümlere yer verilmiş ve il sağlık müdürlükleri yetkilendirilmiştir. Danıştay'ın kararları da, bir işyerinin açılışına ve ruhsatlandırılmasına ait özel bir yasal düzenleme var ise, belediyeden işyeri açılış ruhsatının alınmayacağı yönündedir.

Danıştay 8.Dairesinin 19.09.2007 tarih ve 2007/2566 sy Yürütmeyi Durdurma kararında; Özel mevzuatı uyarınca ruhsatlandırılan işyerlerinin dava konusu Yönetmeliğe tabi kılınmasını öngören düzenleme, dayanağı Yasa kurallarına aykırı olduğuna karar verilmiş ve Özel düzenlemelerin istisna kapsamında tutulabileceği belirtilmiştir. Bu karara göre; Sağlık Kuruluşları için Belediyeden Ruhsat Alınmasına Gerek Olmadığı Sonucu Doğmaktadır.

Ancak İçişleri Bakanlığı’nın Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’nün 14.06.2005 tarih ve 81465 sy yazısı ile Belediye sınırları içerisinde açılan işyerleri açılma izinlerinin başka mercilerden alsa bile faaliyete başlaması için harç ödemeleri gerektiği ileri sürülmektedir. Gerçekten de; Belediye Gelirleri Kanununun 81.maddesinde “Belediye sınırları içerisinde bir işyerinin açılması işyeri açma iznine tabidir. Hükmü bulunmaktadır. Bu maddeye dayanarak belediyelerce ruhsat verilmese de işyeri açma izin harcı talep edildiği görülmektedir.  Fakat ne var ki Konu hakkında Danıştay’ca verilmiş bir kararda da Avukatlık Bürosunun işyeri izin harcına tabi olmadığı sonucuna varılmıştır.

Netice itibari ile; konu hakkında tartışmalar yoğun olmakla beraber, yasal düzenlemeler yönünden Sağlık Kurumlarının Belediyeden ruhsat almasının gerekli olmadığı fakat izin harcı ödemeleri gerektiği sonucu çıkmaktadır. Fakat bu konu da yargıya taşınması halinde sağlık kuruluşları lehine bir sonuç çıkabilecektir. Bununla birlikte; İşyeri Açma Ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin 6.maddesine göre; İşyeri açma ve çalışma ruhsatı alınmadan açılan işyerleri yetkili idareler tarafından kapatılır. Hükmü mevcuttur. Bu sebeple Belediye ile bir uyuşmazlığa düşülmesinde belediyenin kapatma kararı verebileceği ihtimali de gözden uzak tutulmamalıdır.

Av. Eren Evren
ESKD Hukuk Danışmanı 






11 Mart Yönetmeliği İle İlgili Danıştay Kararının Sonuçları

11 Mart 209 tarihinde yayımlanan Yönetmeliğin 10. Maddesiyle değişik 38.maddesinin ve 12.maddesiyle değişik geçici 2.maddesinin 1/a fıkrasının iptali için Ege Sağlık Kuruluşları Derneği ve Türkiye Sağlık İşletmeleri Derneğince açılan davalara ilişkin olarak, Danıştay 10.Dairesinin 21.10.2009 Tarihinde vermiş olduğu 2009/5713 E ve 2009/7129 E sy kararlarda; Yönetmeliğin 38.maddesinin ve Geçici 2.maddesinin 1/a fıkrasının Yürütmesinin Durdurulmasına karar verilmiştir.

Danıştay’ın vermiş olduğu bu kararın pratik sonucu olarak; Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Müdürlüklerinin planlama yapılmadığı gerekçesi ile başta hekim ve uzmanlık dalı sayısındaki artış olmak üzere Sağlık Kuruluşlarının diğer pek çok talebini reddetmesi mevcut durum itibari ile hukuka aykırı olacaktır. Ancak Sağlık Bakanlığı tarafından bu konudaki boşluğu doldurmak amacı ile yeni bir düzenleme yapılacaktır. Fakat bu düzenleme yapılıncaya kadar yapılacak başvurular ile kazanılmış haklar yaratılacak ve yeni çıkarılacak düzenlemeler ile getirilecek kısıtlamalardan etkilenilmeyecektir. Bu sebeple şu anda veya önümüzdeki bir yıl içerisinde ihtiyacı olan sağlık kuruluşlarının mutlaka Sağlık Müdürlüklerine başvurarak bu taleplerini kayda geçirmelerinde fayda vardır.

Yukarıda da izah edildiği üzere; Danıştay’ın vermiş olduğu iptal kararı neticesinde Yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar, Sağlık Bakanlığı’nın bu türden talepleri reddetmesine gerekçe olarak gösterilebilecek herhangi bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır. Dolayısı ile başvuruların reddi işlemleri açıkça hukuka aykırı olacak ve bu red işlemlerine karşı açılacak iptal davaları başarılı olup talepler kabul edilecektir.

15 Kasım 2009 Pazar

Üçlü Reçete Sorunu

213 sy Vergi Usul Kanununun Mükerrer 257.maddesinde yapılan değşiklik ile Maliye Bakanlığı’na tutulması zorunlu defter ve kayıtları belirleme yetkisi verilmiş ve 10.05.1989 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 191 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile de 1.6.1989 tarihinden itibaren özel muayenehane, özel poliklinik, özel hastane sahibi veya buralarda çalışan hekimlerce (diş hekimi dahil) özel muayene ve tedaviler için düzenlenen reçeteler Vergi Usul Kanunu uyarınca düzenlenmesi zorunlu belgeler kapsamına alınmıştır.

Tebliğin ilgili maddesine göre; Reçeteler, kopyalı en az üç örnek olarak düzenlenecektir. Reçetenin düzenlenmiş olması serbest meslek makbuzunun düzenlenmesi mecburiyetini ortadan kaldırmayacaktır.

Düzenlenen reçetelerin iki örneği, serbest meslek makbuzu ile birlikte müşteriye verilecek ve bu örneklerden biri saklanmak üzere eczanede alıkonulacak, üçüncü örnek ise muayenehanede kalacaktır. Reçetelerin sağ üst köşesine kolayca okunabilecek şekilde "Hastaya verilen reçetenin iki örneği de eczaneye götürülecektir" cümlesi yazdırılacaktır şeklinde düzenlemeler getirilmiştir.

Yine tebliğin son maddesine göre; Tebliğ ile belirlenen usul ve esaslara uymayanlar hakkında Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre gerekli ceza uygulanacaktır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; aksine herhangi bir düzenleme bulunamaması sebebi ile halen daha üç nüsha olarak düzenlenmesi zorunlu olup bu yükümlülüğe uymayanlara Maliye tarafından yapılacak denetimlerle ceza verilmesi söz konusu olabilecektir.

1 Ekim 2009 Perşembe

Katılım Payı İçin Fiş Kesmek Gerekmez

18 Eylül tebliğleri ile getirilen katılım paylarının hastalardan tahsilatı yapılırken, herhangi bir fiş veya fatura düzenlenmesi gerekmekte midir? Eğer tahsil edilen 12 TL’ler için fiş veya fatura düzenlenmez ise Vergi Daireleri ile bir sorun yaşanır mı?

Bu konuda; daha önce getirilen ve Danıştay’ca iptal edilen katılım payı uygulamasından da önce 16.02.2008 tarihinde Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanmış 40 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu sirkülerine göre; tahsil edilen katılım paylarına ilişkin herhangi bir fatura veya fiş düzenleme mecburiyeti bulunmamaktadır. Şöyle ki;

Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinde, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği hükmü yer almaktadır.

Sosyal Güvenlik Kurumu adına muayene katılım payı tahsil edilmesi sırasında kişilere herhangi bir mal satışı veya hizmet yapılmadığından, bu uygulamaya yönelik olarak tahsilatı yapanlarca (eczane, özel sağlık kurumu, vb.) bir belge düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır.

Katılım payının kredi kartı ile tahsil edilmesi durumunda da; tahsilatı yapanlarca Sosyal Güvenlik Kurumu adına tahsil edilen muayene katılım payı, bunların Kurumdan alacaklarına karşılık yapılan ve avans niteliği taşıyan bir ödeme olması nedeniyle katma değer vergisine tabi bulunmamakla birlikte bu bedelin kredi kartı ile tahsil edilmesi halinde, mükellefçe verilecek beyannamenin ilgili dönemde gerçekleştirilen teslim ve hizmetlere ait bedelin kredi kartı ile tahsil edilen kısmında yer alacaktır. Ancak, yer alan bu tutarın Tablo I (e-Beyannamede Matrah)'de beyan edilen tutar ile uyum göstermemesi ve vergi dairesince bu hususun mükelleften sorulması halinde tahsilatın Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılan hasta katılım paylarına ait olduğu "izah" nedeni olarak kullanılabilecektir.

Özetle; katılım paylarının belgelendirilmesine dair yürürlükte olan tek düzenlemenin 40 sıra numaralı sirküler olduğu dikkate alındığında, katılım paylarının tahsili sırasında mali açıdan herhangi bir fiş ve fatura düzenleme mecburiyetinin bulunmadığı görülmektedir.

25 Eylül 2009 Cuma

Herhangi Bir Yerde Çalışmayan Doktor, Part Time Çalışamıyor

11.03.2009 tarihinde Ayakta Teşhis Ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelikte değişiklik yapılmasına dair yönetmelik Resmi Gazetede yayımlanmış ve bu yönetmelik ile Ayaktan Teşhis ve Tedavi Yapan Özel Sağlık Kurumlarının faaliyet esaslarında bazı değişikliklere gidilmiştir.

Hekimlerin Kısmi Zamanlı olarak çalışabilmesi de; Yönetmelik ile getirilen değişikliklere bir örnektir. 11 Mart Yönetmeliğinin 3.maddesi ile getirilen değişiklik ile Kısmi Zamanlı Çalışma; “Bir hastane veya tıp merkezinde kadrolu çalışan tabip ve uzman tabibin, günlük çalışma saatleri açıkça belirli olmak kaydıyla fizik mekânları yeterli olan özel sağlık kurum veya kuruluşlarında sözleşmeye bağlı çalışmasıdır.” Olarak tanımlanmıştır. Yine aynı maddeye göre; Kısmî zamanlı çalışma, en fazla iki tıp merkezi ve/veya özel hastanede yapılabilir. Muayenehanede çalışılacak ise, muayenehanenin yanında başka bir tıp merkezi veya özel hastanede çalışılabilir.

11 Mart Yönetmeliklerinin uygulanmasını göstermek amacı ile Sağlık Bakanlığınca yayımlanan 06.05.2009 tarihli Genelgede de Kısmi Zamanlı Çalışma esasları izah edilmiştir. Genelgeye  göre; Kısmi zamanlı uzmanlık dalı ve/veya tabip eklenebilmesi için kısmi zamanlı çalıştırılacak tabip/uzman tabibin bir özel hastane veya tıp/dal merkezinde kadrolu olarak çalışıyor olması ve mesul müdürün izin vermesi gerekmektedir

Gerek yönetmeliğin gerekse de Genelgenin maddelerinin metinlerinden de açıkça anlaşılabileceği üzere; Kısmi Zamanlı Uzmanlık Dalı veya Tabibin eklenebilmesi için, Kısmi Zamanlı olarak çalışacak Tabibin başka bir hastane veya tıp merkezinde kadrolu olarak çalışıyor olması gerekir.

Bu nedenle eşitlik ilkesine aykırı olan Yönetmeliğin ve Genelgenin ilgili maddelerinin iptali için Danıştay’da iptal davası açılmadığı müddetçe Sağlık Müdürlüklerinin yaptıkları işlemler mevzuata uygun olacaktır.

22 Eylül 2009 Salı

SAĞLIKTA KATILIM PAYI SORUNU


SAĞLIKTA KATILIM PAYI SORUNU


18 Eylül 2009 tarihli Resmi Gazete Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yayımlanan “2008 Yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ” ile Sigortalılar ve bakmakla yükümlü oldukları şahıslardan ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 12 sıra numaralı “Tedavi Katılım Payının Uygulanması Hakkında Tebliğ” ile de Memurlar ve Yeşil Kartlılar ile bunların bakmakla yükümlü oldukları şahıslardan alınan Kayılım payları yükseltilerek Özel Kurumlar ile Resmi Kurumlar arasında açık bir fark yaratılmış ve  Aile Hekimlerinde Yaptırdıkları muayeneler için de katılım payı alınması düzenlenmiştir.

Her iki düzenleme ile aynı şekilde;

  • Birinci basamak sağlık kuruluşları ve aile hekimliği muayenelerinde :  2 TL
  • İkinci ve üçüncü basamak resmi sağlık kurumlarında      : 8 TL,
  • Özel sağlık kurumlarında      : 15 TL,
Katılım payı alınacağı düzenlenmiş ve kişilerin ayakta tedavilerinde hekim ve diş hekimi muayeneleri sonucunda reçete düzenlenmemesi veya reçete edilen ilaçların temini amacıyla eczanelere müracaat edilmemesi durumunda; birinci basamak sağlık kuruluşları ile aile hekimliği muayenelerinde katılım payı alınmayacağı, ikinci ve üçüncü basamak resmi sağlık kurumları ile özel sağlık kurumlarındaki muayenelerde yukarıdaki tutarlardan  3 TL indirim yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Katılım Payları ile ilgili olarak Resmi Kurumların gösterdiği bu yaklaşım, daha önce bu konuda verilmiş olan Danıştay Kararlarına aykırı olup, bu kararların uygulanmayacağının ve bu şekilde Yargı Kararlarına saygı gösterilmeyerek hukuk devleti olmaktan uzaklaşıldığının çok açık bir göstergesidir. 18 Eylül Tebliğleri ile yapılmak istenen düzenlemelerin hukuka aykırı oldukları şu şekilde açıklanabilir.

1-  KONU İLE İLGİLİ DAHA ÖNCE VERİLMİŞ YARGI KARARLARI

Bu konuda daha önce verilmiş Yargı Kararlarına bir göz atmak gerekirse;
  • Sigortalılar için; Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 29/10/2008 tarihli 27012 2. mükerrer sayılı Resmi Gazetede 6 sıra nolu 2008 Yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği yayımlanmış ve SGK’lı hastalardan katılım payı alınabileceği düzenlenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumunun bu genelgesinin yürütmesi, Danıştay 10. Dairesi tarafından 2008/11388 esas numaralı karar ile hem yönetmelik ile düzenlenmesi gereken mevzuatın tebliğ ile düzenlenmesinin hatalı olması, hem de Özel sağlık kurum ve kuruluşlarına başvuranlardan 10 TL alınırken, kamu kurumlarına başvuran hastalardan daha düşük katılım payı alınmasının objektif bir gerekçesinin bulunmaması. gerekçeleri ile durdurulmuştur.
  • Kamu Personeli için ise; Maliye Bakanlığı tarafından 31/12/2008 tarihli 27097 sayılı 7. mükerrer sayılı Resmi Gazetede 7 sıra nolu Tedavi Katılım Payının Uygulanması Hakkında Tebliğ yayımlanmıştır. Bu tebliğe karşı Türkiye Kamu-Sen Sendikasının açtığı davada da; Danıştay 10.Dairesince verilen 2009/1926 E sy. Karar ile 5928 sy yasa ile Resmi ve Özel Sağlık Kuruluşlarından farklı miktarlarda Katılım Payı alınmasını gerektirir bir düzenleme yapılmamasına rağmen tebliğ ile farklılık yaratıldığı ve hastaların önceki basamaklardan sevkli olup olunmadığın da dikkate alınmadığı için yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir.
2-    KONU İLE İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun,5917 sy Torba Kanun ile değişik  "Katılım Payı Alınması" başlıklı 68. maddesinde, 63 üncü maddede sayılan sağlık hizmetlerinden, ayakta tedavide hekim ve diş hekimine muayene olmak suretiyle yararlananlardan, iki lira tutarında katılım payı alınacağı; katılım payı tutarının, yeniden değerleme oranı kadar her yıl artırılacağı düzenlenmiştir. Ayrıca; Torba Kanun ile getiilen düzenlemeye göre; Kurum, belirlediği katılım payını; birinci basamak sağlık hizmeti sunucularında yapılan muayenelerde almamaya ya da daha düşük tutarlarda belirlemeye ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmet sunucularında yapılan muayenelerde ise müracaat edilen sağlık hizmeti sunucusunun yer aldığı basamak, sağlık hizmeti sunucusunun resmi ve özel sağlık hizmeti sunucusu niteliğinde olup olmaması, önceki basamaklardan sevkli olarak başvurulup başvurulmadığı gibi hususları göz önünde bulundurarak on katına kadar artırmaya ve sağlık hizmeti sunucuları için farklı belirlemeye yetkilidir.

5928 sy. 2009 Yılı Merkezi Bütçe Kanununun 28.maddesi ile benzer bir şekilde; Memurlar ve Yeşil Kart Sahipleri ile Bakmakla yükümlü Oldukları Şahısların Ayakta Tedavi ve Muayenelerinden 2 YTL Katılım Payı alınacağı düzenlenmiş ancak daha sonra 25/6/2009 tarihli ve 5917 sayılı kanunun 26 ncı maddesiyle 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen geçici 8 inci ve 9.madde ile; memurlar ve yeşil kart sahiplerinin ve bakmakla yükümlü oldukları yakınları için sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan tedavilerine (diş tedavileri dahil) ilişkin ücretlerle sağlık kurumlarınca verilen raporlar üzerine kullanılması gerekli görülen ortez, protez ve diğer iyileştirme araç bedellerinin kurumlarınca ödenecek kısmını ve bu konuya ilişkin usul ve esasları aşağıda belirtilen temel ilkeler çerçevesinde Sağlık Bakanlığının görüşünü almak suretiyle tespit etmeye Maliye Bakanlığı yetkili kılınmış ve bu kişilerin ayakta tedavilerinde hekim ve diş hekimi muayenelerinden 2 Türk Lirası katılım payı alınması hükme bağlanarak durum tekrar edilmiştir.

Ayrıca; Katılım payı tutarının birinci basamak sağlık kuruluşlarında yapılan muayenelerde almamaya ya da daha düşük tutarlarda belirlemeye veya tekrar aynı tutarlara getirmeye, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarında yapılan muayenelerde ise müracaat edilen sağlık kurumunun yer aldığı basamak, sağlık kurumunun resmi ve özel sağlık kurumu niteliğinde olup olmaması, önceki basamaklardan sevkli olarak başvurulup başvurulmadığı gibi hususları göz önünde bulundurarak on katına kadar artırmaya ve sağlık kurumları için farklı belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.

3-    DÜZENLEMELERİN HUKUKSAL ANALİZİ

Yukarıda da gösterildiği üzere; Sigortalıların ve Memurların muayenelerinden Katılım Payı alınabilmesinin hukuken dayanakları vardır. Sorun 18 Eylül Tebliğleri ile yapılmak istenen düzenlemelerin, Yasal dayanaklarına uyup uymadığı ve önceki Yargı Kararlarına aykırı hareket edildiği noktasındadır.

Danıştay’ca Memurlar ile ilgili verilmiş olan karar, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünce 04.09.2009 tarihinde yayımlanan genelge ile; “Memurlardan Katılım Payı alınabilmesi için mevzuatta bir düzenleme olmadığı” gerekçesi ile iptal edilmiş olarak algılanmıştır.

Danıştay’ın verdiği Yürütmeyi Durdurma kararlarından sonra Meclisten çıkarılan 5917 sy. Torba Kanun ile Maliye Bakanlığı'na ve Sosyal Güvenlik Kurumuna kurumlar arasında fark yaratabilme ve Maliye Bakanlığı’na Katılım Payı alabilme yetkisi verilerek konunun yasal temelleri hazırlanmıştır.


Sigortalılar için verilmiş olan kararda da 5510 sy. Yasanın açık düzenlemesine göre; Katılım Payı ile ilgili usul ve esasların Yönetmelik ile düzenlenmesi gerekirken Tebliğ ile düzenlenmesi hatalı bulunmuştur.

Her ne kadar Kurum tarafından Genel Sağlık Sigortası İşlemleri Yönetmeliği çıkarılmış ise de; bu yönetmeliğin "Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi katılım payı" başlıklı 33. maddesi ile "Katılım payı tahsili" başlıklı 37. maddesinde, Yasanın 68. maddesi tekrarlanmış olup, kapsamda bulunan hak sahiplerinin ödeyeceği katılım payı tutarının ve bu payın tahsiline ilişkin usul ve esasların belirlenmesine yönelik bir düzenleme yapılmamıştır. Dolayısı ile 18 Eylül tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına dair Tebliğ ile getirilen Katılım Paylarının Arttırılmasına ilişkin 1.madde yönetmelik ile düzenlenmesi gereken durumun tebliğ ile düzenlenmiş olması sebebi ile halen daha hukuka aykırıdır. 


Sigortalılar için yayımlanan tebliğ için yukarıda bahsedilen farklı  durumdan başka her iki tebliğin de ortak hukuka aykırılık sebepleri mevcuttur. Şöyle ki;

Danıştay tarafından hem Sigortalılar hem de Memurlar için yapılan değişikliklerin yürütmesinin durdurulması kararının esas yönünden gerekçesi; özel sağlık kurum ve kuruluşları ile kamuya ait sağlık kurum ve kuruluşlarına başvuran hastalardan, katılım payının farklı alınmasına olanak sağlayan bir kural bulunmamasına karşın yapılan düzenlemede; kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşunun, aynı basamakta yer almış olsa dahi, özel sağlık kurum ve kuruluşuna başvuran hastadan, kamuya ait sağlık kurum ve kuruluşlarına başvuran hastalara nazaran daha yüksek tutarda katılım payı alınması kurala bağlandığı ve özel sağlık kurum ve kuruluşları ile kamuya ait sağlık kurum ve kuruluşlarına başvuran hastalardan, katılım payının farklı alınmasını gerektiren nesnel ve somut bir neden gösterilmediğidir.