21 Aralık 2009 Pazartesi

Karşılıksız Çeke Af Geldi

20.12.2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sy Yeni Çek Kanunu ile; 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile 4814 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun yürürlükten kaldırılarak çeklerle ilgili yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Yapılan düzenlemelerden en önemlisi, Geçici 2.Madde ile getirilen Kısmi Af niteliğindeki düzenlemedir. Düzenleme ile; 01.11.2009 tarihine kadar Karşılıksız Çek Keşide Etme suçunu işleyenlerin, alacaklı ile anlaşmaları veya Çek bedelinin karşılıksız kalan kısmını ödeme yapmayı taahhüt etmeleri halinde, cezalarının taahhüt süresince askıya alınması ve sonrasında cezalarının kaldırılması düzenlenmiştir.

Kişilerin bu af düzenlemesinden yararlanabilmesi için 01.04.2010 tarihine kadar Cumhuriyet Savcılığı’na veya Mahkemeye başvurarak çek bedelini iki yıl içinde ödemeyi taahhüt ederek birinci yılda borcun en az 1/3’ünü kapatmaları gerekmektedir. Getirilen bu düzenleme ile; 01.11.2009 tarihi itibari ile haklarında soruşturma başlatılan veya yargılaması süren veya mahkum olmuş borçlular taahhüt vermek sureti ile haklarında devam eden süreci uzatma şansına sahip olacaklardır. Sanığın verdiği taahhüdü ihlal etmesi halinde ise, işlemler kaldığı yerden devam edecektir.

Durumu bir örnekle anlatmak gerekirse, 18.ooo TL’lik Karşılıksız Çek Keşide eden bir borçlu hakkında soruşturma veya kovuşturma devam ederken, borçlunun bir yıl sonra 6.000 TL’sını ikinci yılın sonunda da kalan 12.000 TL’sını ödemeyi taahhüt etmesi halinde hakkında devam eden prosedür, ilk bir yıl hiçbir şey ödememesine rağmen iki yıl süre ile ertelenecektir. Hatta bu borçlunun daha önceden mahkum edildiği para cezasını ödememesi sebebi ile hapis cezasına çevrilen cezasını çekmekte iken bu yola başvurarak hapis cezasını iki yıl süre ile erteletmesi dahi mümkün olacaktır.

Yasama organının küresel ekonomik krizin mağdurlarını rahatlatmak amacı ile getirmiş olduğu af niteliğindeki bu düzenleme ile hukuk güvenliği ve dolayısı ile hukuk devleti ilkesi tamamı ile ihlal edilmiştir. Bir taraftan çek borçluları için fiilen koşulsuz bir erteleme hakkı tanınmış iken, diğer taraftan yasaların ceza mevzuatı ile koruduğu çeke güvenerek mal verip parasını alamayan kişiler ölçüsüz bir şekilde mağdur edilerek krizin bu konudaki mağdurları göz ardı edilmiştir. Ayrıca son dönemde getirilen değişiklikler ile alacaklıların elinden tahsil için kullanabilecekleri tüm zorlayıcı tedbirler neredeyse alınmış olup, bu durum tahsilat için hukuk dışı yollara başvurma sayısında önemli ölçüde bir artışa yol açacaktır.

Kanaatimce yasa koyucu tarafından krizin tüm yurda olan etkileri göz önüne alınarak en azından borcun yarısının peşin olarak ödenmesi şartı getirilmeli ve borcun en fazla bir yıl içinde kapatılması gerektiği düzenlenmeli idi. Böylece krizin etkileri karşılıklı olarak yüklenmiş olunabilirdi.

Bununla birlikte yeni yasa ile karşılıksız çekler için cezanın kaldırıldığı düşünülmemelidir. 01.11.2009 tarihinden sonra bu suçu işleyenler veya haklarında soruşturma başlatılanlar 1500 güne kadar adli para cezasına çarptırılacaklardır. Ancak verilecek ceza çek bedelinden daha düşük olmayacaktır.


Türk Ceza Kanununa göre; bir günlük adli para cezasının karşılığı 20 TL ile 100 TL arasında hakim tarafından tayin edilmektedir. Fakat mahkemeler tarafından büyük bir ihtimalle yine Çek Bedeli kadar ceza verilmeye devam edilecektir. Ancak önceden 80.000 TL olan üst sınır bu düzenleme ile hakim tarafından 150.000 TL’sına kadar arttırılabilinecektir (Tabi 01.11.2009 ile 20.12.2009 tarihleri arasında üst sınır yine 80.000 TL olarak uygulanmaya devam edecektir)

Yine yeni düzenlemeler ile;

  • Yeni Kanunun 3.maddesinin son fıkrası ile Çekin ödeme vasıtası olan niteliği değiştirilerek bir kredi aracı haline getirilmesi sağlanmıştır. Türk Ticaret Kanununa göre geçerli olan “Çekte Vade Olmaz, Çek Görüldüğünde Ödenir” prensibi terk edilmiştir. İleri tarihli çeklerin düzenlenmesi yasal kılınarak, üzerindeki düzenleme tarihinden önce bankaya ibraz edilen çeklerin karşılıksız çıkması halinde, bu çeklerle ilgili olarak hukuki takibe girişilemeyeceği ancak düzenleme tarihinden sonra çekin bankaya ibraz edilerek karşılıksız bırakılma işleminin gerçekleştirilmesi ile hukuki takibe başlanacağı düzenlenmiştir
  • Yine aynı şekilde Karşılıksız Çek Suçunun oluşabilmesi için de çekin üzerindeki keşide tarihi(uygulamada Vade Tarihi) göz önüne alınarak hesap edilecek ibraz süresi içerisinde bankaya ibraz edilmesi gerekmektedir. Yani, çek görüldüğünde ödenir kuralı gereği üzerinde yazan tarihten önce bankaya ibraz edilen çek sebebi ile Karşılıksız Çek Keşide etme suçu oluşmayacaktır.

  • Bankalara çek hesabı açarken en yüksek özen derecesinde araştırma yükümlülüğü getirilmiş ve tacir olmayan bir kimseye ticari çek hesabı açan veya çek yasaklısına çek veren banka görevlileri hakkında hapis cezası verilmesi düzenlenmiştir. Ayrıca; Karşılıksız çıkan her bir çek yaprağı için bankanın sorumlu olduğu miktar 600 TL’sına çıkartılmıştır. Bu düzenleme ile karşılıksız çıkan her bir çek yaprağı için bankadan 600 TL’sını tahsil etmek mümkün olacaktır.

  • Karşılıksız kalan çek bedelini, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tamamen ödeyen kişi hakkında; yapılan işlemler düşürülecektir



15 Aralık 2009 Salı

Part Time Hekimler de Kota Hesabında Dikkate Alınacak


Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yayımlanan Zeyilname 2'nin daha uygulaması yeni başlamışken Kurum tarafından sözleşmenin Sağlık Hizmet Sunucularının bir gün içerisinde bakabileceği hasta sayısını düzenleyen 3.2.maddesinin yeniden değiştirildiği Kurum tarafından ilan edilmiştir.

Zeyilname 2 yayımlanmadan önce; SGK ile anlaşmalı bir sağlık kurumunun SGK'ya fatura edebileceği muayene sayısı, ilgili branştaki tam zamanlı uzman hekim sayısının 50 ile çarpımı sonucu bulunacak sayı iken, Zeyilname 2 ile bu durum değiştirilmiş ve günlük muayene sınırı Sağlık Kurumunda çalışan tam zamanlı hekim sayısının 50 ile çarpımı sonucunda bulunacak sayı olarak düzenlenmiştir. Kısmi zamanlı çalışan hekimler ise bu kota hesabına dahil edilmemişlerdi

Aslında her iki düzenleme arasında ilk bakışta bir fark yok gibi görünmesine rağmen, Zeyilname 2 ile "ilgili branşataki" ifadesinin silinmesi sonucunda sağlık kurumunda çalışan tüm tam zamanlı uzman hekimlerin sayısı kotaya dahil edilmiştir. Bunun sonucunda; örneğin 15 tam zamanlı uzman hekim çalıştıran bir tıp merkezinin günlük muayene sınırı 15x50=750 olacaktır. 750 sayısı ise merkez tarafından istenilen branşlara bölünerek kota kullanılabilenecektir. Örneğin Dahiliye branışında 80 hasta muayene edilebilirken, Göz branşında 20 hasta gibi bir düzenleme yapma imkanı tanınmıştır.

14 Aralık tarihinde yayımlanan yeni değişiklik ile Kota hesabına Kısmi Zamanlı Çalışan Hekimlerin de Dahil Edilmesi Düzenlenmiştir. Değişiklik ile; daha önce tam zamanlı hekim sayısının 50 ile çarpılması sonucunda bulunan kota hesabına kısmi zamanlı çalışan hekim sayısının 25 ile çarpılması sonucu bulunacak ilave kotanın da eklenmesi mümkün olacaktır. Bu sayede bir merkezin SGK'ya fatura edebileceği günlük muayene sayısı Sağlık Kurumları lehine arttırılmıştır.

İmzalanan Sözleşmeye göre; Sağlık Kurumlarının kota artışından faydalanabilmesi için ek bir zeyilname imzalamasına da gerek yoktur. 15 Aralık 2009 tarihinden itibaren yeni kota uygulaması tüm Sağlık Hizmeti Sunucuları için yürürlüğe girmiştir.

Av. Eren Evren

Ege Sağlık Kuruluşları Derneği
Hukuk Danışmanı

1 Aralık 2009 Salı

Sağlık Kuruluşu İçin Belediyeden Ruhsat Alınması Gerekmez

Sağlık Bakanlığınca açılmasına izin verilen Özel Sağlık Kurum ve Kuruluşu işyerlerinin de Belediyelere veya Özel İdareye bildirilmesi ve Çalışma Ruhsatı almasının gerekli olup olmadığı tartışmalı konuların başında gelmektedir.

Esasen 3572 Sy. İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmündeki Kararnamenin 3.maddesine göre; Belediye Hudutları içinde kalan işyerleri ve işletmeler için işyeri açma ve çalışma ruhsatı verilmesine Belediyeler yetkili kılınmıştır. Öte yandan İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin ilgili maddelerince de işyeri veya işletme açmak isteyenlerin Belediyelerden Çalışma Ruhsatlarını almaları gerekecektir.


Sağlık Bakanlığı tarafından 1219 ve 3359 sayılı Kanunlar ile 181 sayılı KHK' ye dayanılarak Ayaktan Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik çıkarılmıştır. 9.3.2000 tarih ve 23988 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren bu Yönetmeliğin 1. maddesinde; "Bu Yönetmeliğin amacı; fertlerin ve toplumun sağlığını korumak maksadıyla, ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşlarının açılmasına, çalışmasına ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek" olarak gösterilmiştir. Yönetmeliğin 10. ve devamı maddelerinde başvuru ve izin işlemlerinin ne şekilde olacağı düzenlenmiştir. Buna göre, hekim muayenehaneleri de dahil olmak üzere, bütün ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşlarının açılabilmesi için, İl Sağlık Müdürlüğüne yönetmelikte belirtilen evrak ile başvuru yapılması ve müdürlüğün bu başvuruyu kabulü gereklidir. Başvuru kabul edilmeden önce İl Sağlık Müdürlüğü tarafından oluşturulan bir ekip ile yerinde denetim de yapılmaktadır. Açıklandığı üzere yasa ve bağlı düzenlemelerle özel sağlık kuruluşlarının açılış ve işleyişine ilişkin özel hükümlere yer verilmiş ve il sağlık müdürlükleri yetkilendirilmiştir. Danıştay'ın kararları da, bir işyerinin açılışına ve ruhsatlandırılmasına ait özel bir yasal düzenleme var ise, belediyeden işyeri açılış ruhsatının alınmayacağı yönündedir.

Danıştay 8.Dairesinin 19.09.2007 tarih ve 2007/2566 sy Yürütmeyi Durdurma kararında; Özel mevzuatı uyarınca ruhsatlandırılan işyerlerinin dava konusu Yönetmeliğe tabi kılınmasını öngören düzenleme, dayanağı Yasa kurallarına aykırı olduğuna karar verilmiş ve Özel düzenlemelerin istisna kapsamında tutulabileceği belirtilmiştir. Bu karara göre; Sağlık Kuruluşları için Belediyeden Ruhsat Alınmasına Gerek Olmadığı Sonucu Doğmaktadır.

Ancak İçişleri Bakanlığı’nın Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’nün 14.06.2005 tarih ve 81465 sy yazısı ile Belediye sınırları içerisinde açılan işyerleri açılma izinlerinin başka mercilerden alsa bile faaliyete başlaması için harç ödemeleri gerektiği ileri sürülmektedir. Gerçekten de; Belediye Gelirleri Kanununun 81.maddesinde “Belediye sınırları içerisinde bir işyerinin açılması işyeri açma iznine tabidir. Hükmü bulunmaktadır. Bu maddeye dayanarak belediyelerce ruhsat verilmese de işyeri açma izin harcı talep edildiği görülmektedir.  Fakat ne var ki Konu hakkında Danıştay’ca verilmiş bir kararda da Avukatlık Bürosunun işyeri izin harcına tabi olmadığı sonucuna varılmıştır.

Netice itibari ile; konu hakkında tartışmalar yoğun olmakla beraber, yasal düzenlemeler yönünden Sağlık Kurumlarının Belediyeden ruhsat almasının gerekli olmadığı fakat izin harcı ödemeleri gerektiği sonucu çıkmaktadır. Fakat bu konu da yargıya taşınması halinde sağlık kuruluşları lehine bir sonuç çıkabilecektir. Bununla birlikte; İşyeri Açma Ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin 6.maddesine göre; İşyeri açma ve çalışma ruhsatı alınmadan açılan işyerleri yetkili idareler tarafından kapatılır. Hükmü mevcuttur. Bu sebeple Belediye ile bir uyuşmazlığa düşülmesinde belediyenin kapatma kararı verebileceği ihtimali de gözden uzak tutulmamalıdır.

Av. Eren Evren
ESKD Hukuk Danışmanı 






11 Mart Yönetmeliği İle İlgili Danıştay Kararının Sonuçları

11 Mart 209 tarihinde yayımlanan Yönetmeliğin 10. Maddesiyle değişik 38.maddesinin ve 12.maddesiyle değişik geçici 2.maddesinin 1/a fıkrasının iptali için Ege Sağlık Kuruluşları Derneği ve Türkiye Sağlık İşletmeleri Derneğince açılan davalara ilişkin olarak, Danıştay 10.Dairesinin 21.10.2009 Tarihinde vermiş olduğu 2009/5713 E ve 2009/7129 E sy kararlarda; Yönetmeliğin 38.maddesinin ve Geçici 2.maddesinin 1/a fıkrasının Yürütmesinin Durdurulmasına karar verilmiştir.

Danıştay’ın vermiş olduğu bu kararın pratik sonucu olarak; Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Müdürlüklerinin planlama yapılmadığı gerekçesi ile başta hekim ve uzmanlık dalı sayısındaki artış olmak üzere Sağlık Kuruluşlarının diğer pek çok talebini reddetmesi mevcut durum itibari ile hukuka aykırı olacaktır. Ancak Sağlık Bakanlığı tarafından bu konudaki boşluğu doldurmak amacı ile yeni bir düzenleme yapılacaktır. Fakat bu düzenleme yapılıncaya kadar yapılacak başvurular ile kazanılmış haklar yaratılacak ve yeni çıkarılacak düzenlemeler ile getirilecek kısıtlamalardan etkilenilmeyecektir. Bu sebeple şu anda veya önümüzdeki bir yıl içerisinde ihtiyacı olan sağlık kuruluşlarının mutlaka Sağlık Müdürlüklerine başvurarak bu taleplerini kayda geçirmelerinde fayda vardır.

Yukarıda da izah edildiği üzere; Danıştay’ın vermiş olduğu iptal kararı neticesinde Yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar, Sağlık Bakanlığı’nın bu türden talepleri reddetmesine gerekçe olarak gösterilebilecek herhangi bir mevzuat hükmü bulunmamaktadır. Dolayısı ile başvuruların reddi işlemleri açıkça hukuka aykırı olacak ve bu red işlemlerine karşı açılacak iptal davaları başarılı olup talepler kabul edilecektir.